İçeriğe geç

İlber Hoca’nın Son Dersi

    Bazı olaylar, ortaya çıkardıkları durumlar; bazı insanları, sevdiklerimizi, saydıklarımızı bilsek de birden gözümüzün önüne koyar, göz ardı ettiğimiz halini parlatıverir.

    İlber hocanın vefatı da bunlardan biri. Daha önce mesela Nihat Genç’te yaşadım bunu. Nasıl bir ahmak olduğunu bildiğim bir akrabam Nihat’ın hiçbir sözüne kıymet vermeyen, hiçbir cümlesini anlamayan; Nihat’ın, karşı karşıya geldiklerinde küfür manyağı yapacağı bir akrabam üzüntüden kendini kaybetmişti. Volkan Konak’ta da öyle oldu mesela. Şimdi de İlber Ortaylı’da öyle olacak. Bu yüzden postlara, hikayelere bakmayacağım. Ama asıl hareket Celal Şengör’de olacak, tam katalizasyon süreci…

    Kendi adıma bir çıkarımım da şu olurdu herhalde: “ulan bu adamlara böyle yapanlar sana neler yapmaz”. Kültürümüz, kültürsüzlüğü yüceltip, bileni aşağılayan garip bir halde, karadeliğin merkezine son hızla çekilir gibi ilerlemekte. “İlahiyat profesörü şöyle diyor” diyorsun, “o ne bilir” diyorlar; “tarih profesörü anlattı” diyorsun “satılmış o” diyorlar, “doktorun teşhisi” diyorsun “annemden iyi mi bilecek” diyorlar, ekonomiyle ilgili her şeyi zaten biliyorlar… Ömrünü bir işe adamanın, o yolda ilerlemiş olmanın çok kıymeti yok, itiraz ediyorlar.

    Benim sık yaşadığım bir şeydir; bir konuya girerken bana laf atar, parmakla işaret eder “sen bunu bilirsin” deyip onay garantisi almaya çalışırlar. Konuya başlarken bana “sen bunu bilirsin” diye benim titrimi üstüne yorgan yapmaya çalışan arkadaşlar, ben farklı bir şey, belki de onun söylediğine zıt bir şey söyleyince benim bilmediğimi ispatlamaya heves ederler. Doğrusu moğrusu önemli değil, onaylanmamış çocukların onay açlığı önemlidir burada. Kendi fikrini empoze etmenin, kabul ettirip onaylatmanın mücadelesiyle bilin ki yarın dedikodu ağında cahil olarak yaftalanacaksınız.

    “Tabi ki sen okudun, sen çalıştın, sen ilgilendin, sen zaman ve çaba sarfettin bu konulara. Tabi ki sen pek çok konuyu birbirine bağlayıp daha net daha doğru çıkarımlar yapacak birikime sahip oldun. Tabii ki senin veri kaynakların daha gerçek daha çeşitli daha öyle daha böyle… Ama benim söylediğimi doğrulamıyorsa hepsi çöp. Tamam ben hiç okumadım hiç bilgi üretmedim hiç fikir türetmedim ama biz de boş değiliz; senden öğrenecek, hiç değiliz.”

    İşte bütün mesele bu çerçevede gidiyor. Bu topraklar fikir üretmeyi seviyor ama fikir üretsin, bilgi üretsin diye yetiştirdiği çocuklara kıymet vermiyor.

    İşletmelere bakın: Babasının kurduğu şirketin başına geçsin diye yetiştirilmiş kaç çocuk yetki alabilmiş? Çocuk dediğime bakmayın, okuyup geldiğinde biraz da tecrübe kazandığında zaten 30 yaşını buluyor. Eskiden 5 yaşında sofra Kuran çocuklar şimdi 35 yaşında onca eğitim ve donanıma rağmen adam yerine koyulup da hazırlandığı işin başına geçemiyor. Okumakla zaman kaybettiği için ailesinin güvenini ve saygısını kazanmıyor çünkü.

    Neyse konuyu çok uzatmayayım. Zaten bir yere varmaz, ortaokulu zor tamamlamış insanların İlber Ortaylı’ya tarih öğrettiği bu ortamda bir ilerleme kaydedilmez.

    Bir süredir kendi adıma şunu yapıyorum; sonuçları ile ben uğraşmayacaksam sadece bildiğimi söyleyip geçiyorum. Eskiden olsa şunu şunu yaptım, bunu bunu yaptım bunları okudum bunları yazdım diye uzun bir girizgâh yapar önce fikrimin ne kadar geçerli olacağı ile ilgili altyapıyı oluşturmaya çalışır, akabinde gerekli cümleleri sıralardım.

    Hiç gerek yokmuş. Altına ne doldurduğunun bir önemi zaten azdı, artık kalmadı.

    Velhasıl, İlber hoca vefat etmiş.

    Yaşarken onu anlayan da anlamayan da, seven de sevmeyen de, yüzüne göstermedikleri saygıyı belki içten belki şov olsun diye ardından gösterecekler.

    Biz de ne olursa olsun bilmek için çabalayacağız, sunmak için uğraşacağız, bizi aşağı çekenlere rağmen işimize bakacağız.